Ağrı Bozukluğu’nda kişinin bedeninin bir ya da daha fazla bölgesinde fiziksel bir bulgu olmamasına rağmen sürekli ve şiddetli ağrıların olur. Bu ağrılar kişinin özel, iş ve sosyal yaşamını etkileyecek boyuttadır. Ağrının başlangıcı, şiddeti, alevlenmesi ya da sürmesinde psikolojik etmenlerin önemli bir rolü vardır.
DSM-IV-TR’a göre Ağrı Bozukluğu:
- Bir ya da daha fazla anatomik bölgede görülen ağrı klinik görünümün önce gelen özelliğidir ve klinik açıdan değerlendirmeyi gerektirecek denli şiddetlidir.
- Ağrı, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsa, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
- Ağrının başlangıcı, şiddeti, alevlenmesi ya da sürmesinde psikolojik etkenlerin önemli bir rolünün olduğu yargısına varılır.
- Bu semptomlar belirli bir ama yönelik olarak ortaya çıkarılmamakta ya da bu tür semptomları varmış gibi davranılmamaktadır (Yapay Bozuklukta ya da Simülasyon (Temaruz) odluğu gibi).
- Ağrı, bir Duygudurum, Anksiyete Bozukluğu ya da Psikotik Bozuklukla daha iyi açıklanamaz ve Disproni için tanı ölçütleri karşılamamaktadır.
Tipleri:
- Psikolojik Etkenlerin Eşlik Ettiği Ağrı Bozukluğu: Ağrının başlangıcı, şiddeti, alevlenmesi ya da sürmesinde psikolojik etkenlerin başlıca rolü oynadığı yargısına varılır. (Genel tıbbi bir durum varsa bile bu durum ağrının başlangıcı, şiddeti, alevlenmesi ya da süremsinde başlıca rolü oynamamaktadır.) 6 aydan daha kısa süren durumlarda akut, 6 aydan uzun süren durumlarda ise kronik Ağrı Bozukluğu teşhisi konur.
- Hem Psikolojik Etkenlerin, hem de Genel Tıbbi bir Durumun Eşlik Ettiği Ağrı Bozukluğu: Ağrının başlangıcı, şiddeti, alevlenmesi ya da sürmesinde hem psikolojik etkenlerin, hem de genel tıbbi bir durumun önemli rolünün olduğu yargısına varılır. 6 aydan daha kısa süren durumlarda akut, 6 aydan uzun süren durumlarda ise kronik Ağrı Bozukluğu teşhisi konur.
- Genel Tıbbı bir Durumun Eşlik Ettiği Ağrı Bozukluğu: Ağrının başlangıcı, şiddeti, alevlenmesi ya da sürmesinde genel tıbbi bir durumun başlıca rolü oynadığı yargısına varılır. (Psikolojik etkenler varsa bile, bu etkenler ağrının başlangıcı, şiddeti, alevlenmesi ya da sürmesinde başlıca rolü oynamamaktadır.)
Ağrı Bozukluğu yaşayan kişiler gerginliklerini (yaşadıkları kayıplar, koydukları hedefe ulaşamamalarınız, v.b. gibi travmatik stresorlarda), yaşadıkları başarısızlık ve suçluluk duygularını ağrı üzerinden dışa vurarak zorluk yaşadıkları sorunların ağırlığını istemsiz olarak hafifletip bu tarz düşüncelerden ağrıları sayesinde istemsiz olarak uzaklaşırlar. Stres ve çatışma, ağrının tetiklenmesinde ve şiddetlenmesinde birincil etkidedir. Ağrı Bozukluğu’na sıklıkla depresyon eşlik eder. Ağrı Bozukluğu olan hastalar çevreleri tarafında istemsiz bir biçimde ödüllendirildiklerinde Ağrı Bozukluğu’nun şiddeti yükselir. Çevresi, kişiye şikayetleri nedeniyle özenli, ilgili davrandıkça, sorumluluklarını talep etmez hale geldikçe, ağrı şikayetleri yoğunlaşır. Burada da tıpkı diğer Somatizasyon Bozuklukları’nda olduğu gibi birincil ve ikincil kazançlar devrededir.
Psikolojik problemi olmasını zayıflık olarak gören kişilerde sıklıkla görülür Ağrı Bozukluğu.
Ağrı Bozukluğu yaşayan kişiler ağrıyı gidermek için bağımlılık ya da bedende hasar yaratabilecek ilaç kullanabilirler. Çok şiddetli ve çözümsüz gibi görünen Ağrı Bozukluğu’nda özkıyım düşüncelerinin de oluştuğu gözlemlenmiştir.
Ağrı Bozukluğu’nda beyin yapısındaki duysal ve limbik yapılara ait anomalilerin de ağrının şiddetini belirlemede etkisi vardır.
Ağrı Bozukluğu kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür. Herhangi bir yaşta başlayabileceği gibi, görülme sıklığı 30-50 arasındadır. Bu bozukluğu yaşayan kişilerin birinci derecedeki akrabalarında depresyon, madde kötüye kullanımı ve Ağrı Bozukluğu daha sık görülmektedir.
AB’nun psikodinamik nedenlerinin dışında, endojen olarak endorfin eksikliğinin de etkisi olduğu düşünülmektedir.
Tüm Somatizasyon Bozuklukları’nda olduğu gibi öncelikle fiziki tetkikler yapılmalıdır. Herhangi bir bulgu olmaması durumunda kişi bir psikiyatra başvurmalıdır. Tedavi protokolü farmakoterapi ve psikoterapi kombinasyonu ile oluşturulmalıdır. Ağrı Bozukluğu’nda psikodinamik yaklaşım ile altında yatan nedenler bulunmalı ve baş etme teknikleri geliştirilerek kişinin kendisini kelimelerle ifade etmesi sağlanmalıdır. Terapistin ağrılara karşı empati ile yaklaşması, ancak pekiştirici bir tutum içinde olmaması gerekmektedir.