OnlineTerapist Logo
Paylaş
Üye Girişi
E-posta:
Şifre:
*
Ücretsiz Üye Olun!
Hakkımda Online Terapi Yüzyüze Terapi Ücretler Randevu İletişim Bilgileri
İletişim Bilgileri
Avrupa’da Yaşayan Türklerin Psikolojik Sorunları ve Çözüm Önerileri
 

Sene 1969. Almanya ekonomisine destek olmak amacıyla yabancı çalışanlar getirdi. Mutlulukla karşıladıkları bu yabancılar ile – ki Avrupa’nın birçok ülkesinde bu yabancılar- şimdi, 41 yıl sonra ciddi zorluklar yaşıyorlar. Bu zorluk her iki taraf içinde - farklı alanlarda ve biçimlerde de olsa -  var. Bu yabancılar içinde büyük bir çoğunluğu biz, Türkler oluşturuyoruz. 

İlk geldiğimizde, aslında birçoğumuz büyük şehir hayatını dahi deneyimlemeden gelmiştik Almanya’ya. Çok değişik bir toplumla karşılaşmıştık. Evet, çok hoş karşılamışlardı bizi, ama çok farklı yaşıyorlardı. Bizi kimse bir çay ya da kahve içmeye çağırmıyordu. Zaten dillerini de anlamıyorduk ki. Gelenek, göreneklerimiz, yaşam biçimlerimiz, yaşama bakış açılarımız hiç benzemiyordu. Dönmek üzere geldiğimiz için entegre olmayı düşünmedik bile. Kaldıkça, içimize döndük, kaldıkça yakınlaşacağımıza uzaklaştık. Gelenek, göreneklerimize, yaşam biçimimize sıkı, sımsıkı sarıldık. Öğrenmedik dillerini, kendi içimizde yaşadık. Biz kendi içimize kapandıkça, onlar da dışlamaya başladılar bizi. Biz kapandık, onlar dışladı, biz kapandık, onlar dışladı. Aslında onlar da beklemiyordu burada kalacağımızı. Ama kaldık, hem de sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın birçok ülkesinde. Bugün 3. kuşak büyüdü, toplumun içinde yaşıyor. 3.kuşak artık Türkiye’ye daha uzak,  yaşadıkları ülkeye daha yakın.

Bugün büyükler tamamen kendi içlerinde yaşıyorlar. Oturdukları yerler, mahalle örüntüsünde. Baktığımızda Avrupa’dan çok ülkemizin herhangi bir yeri gibi. Yaşadıkları ülkenin dilini konuşmuyorlar, ama yaşadıkları ülkenin insanları ile de çatışmıyorlar. Kendi hallerinde yaşayıp gidiyorlar. Büyük bir kısmı zaten emekli oldu. Bir kısmı Avrupa’da kalırken, bir kısmı da memlekete döndü. Bu kuşağın en büyük amacı; çalışıp para biriktirmek ve ülkelerine dönmekti.  Bir kısmı bu hayalini gerçekleştirdi, bir kısmı kendi, çocukları, torunları nedeniyle Avrupa’da kaldı.

En büyük zorluğu bu grubun çocukları olan İkinci Kuşak diye adlandırdığımız nesil yaşadı. Bir Avrupa kentinde doğmuşlar, okula gitmişler, büyümüşlerdi. Aldıkları öğrenim ile eğitim arasında uçurumlar vardı. İkinci Kuşak içe kapalı kalmadı, yaşadıkları ülkelerin içine girdiler. O ülkelerin insanları ile dost, arkadaş oldular, hatta evlendiler. Orada doğup büyüdükler, okula gittikleri için, yaşadıkları ülkenin dilini konuşmada herhangi bir sıkıntı yaşamadılar. Dışarıdaki hayatta sıkıntıları yok gibiydi, ama evde, kendi çevrelerinde çok büyük sıkıntıları vardı. Ev başka bir dünyaydı, dışarısı başka bir dünya. Anne-babalar çocuklarının kendi köylerinden ya da yakın köylerden birlerinin çocukları ile evlenmelerini beklediler, hatta aranjmanlar yaptılar. Bir kısmı bu tarz evlilikler yaptı, bir kısmı da kendi doğru bildiği gibi evlendi. Ama baskılar çok şiddetliydi. Aileler çocuklarının kendilerinden çok yaşadıkları ülkenin insanlarına benzediğini gördükçe, daha da içe kapandılar, İkinci Kuşağı’da bu içe kapanıklığın bir parçası yapmak istediler. İkinci Kuşak çok çatışma yaşadı.  Misafir işçi olarak çağırdıkları insanların yerleşik hale geldiğini gören ülke insanlarının bir kısmı bu durumdan memnun olmamaya başladı. Ülkelerin ekonomileri sarsıldıkça, yabancıları “yabancı”, “işlerini ellerinden alanlar” olarak görmeye başladılar. Onlar böyle görüp yabancıları “yabancılaştırmaya” çabaladıkça, ikinci kuşakta da milliyetçilik akımları yükselmeye başladı etkiye tepki olarak. Kendi halinde barışçı bir şekilde yaşayanlar dışlandıkça, hırçınlaştılar. Şiddete kadar uzanan bir yol oluştu. Halen de devam ediliyor bu yolda yürünmeye zaman zaman, kısım kısım. İkinci Kuşaktan da Türkiye’ye dönmek isteyenler oldu. Onlar ne kadar o ülkelerde doğmuş olsalar da, belirli ölçüde o ülkelere adapte olmuş olsalar da, halen aileleri ile iletişebilmek için Türkçe konuşabiliyor ve Türkiye’yi tanıyorlardı. Türkiye İkinci Kuşak’ın bir kısmı için halen yaşanabilir olan ülkeleriydi, topraklarıydı. 

Üçüncü kuşağın büyük bir kısmı artık neredeyse hiç Türkçe bilmiyor. Türkiye onlar için tatillerde gelinen egzotik bir ülke. Onlar kendi ülkelerinden olan arkadaşları ile bile doğup büyüdükleri ülkenin dilinde konuşuyorlar. Anne-babaları ile de anlaşmak için Türkçe’ye ihtiyaç duymuyorlar. Anne-babaları az ya da çok o ülkenin dilini biliyor. Bu entegresyon karşısında kuvvetli bir milliyetçilik ve dini değerlere sarılma oluştu. Bugün artık üçüncü kuşak Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyor. Hemen hepsi doğup büyüdükleri, anne-babalarının doğup büyüdüğü o ülkelerde onlar gibi yaşamayı tercih ediyor. Yaşam beklentileri içinde Türkiye ülkeleri olarak artık neredeyse yer almıyor.

Dördüncü Kuşak ise asimile olacak ve onlar yaşadıkları ülke neresiyse, oralı (Almanyalı, Danimarkalı, Belçikalı, v.b.) Türkler denilecek. Asimilasyon oluştukça, karşıtlığı olan ayrışma da aynı kuvvetle oluşmaya devam edecektir. 

İki toplum arasında sıkışmışlık duygusu kişinin gelişimini çok sekteye uğratan bir durumdur. Ailenin, çevrenin kuralları, gelenek görenekleri ve beklentileri ile gencin çevresinin kuralları, alışkanlıkları ve beklentilerindeki ayrışma ne kadar büyükse, kişinin içindeki çatışma da o kadar büyük olur. Hangi “taraf"ı seçeceğimize karar verme zorluğunun yanı sıra, karar verdikten sonra da seçimimizin doğruluğundan hiç emin olamayız. Hangi “tarafı “seçtiysek, diğer “taraf”ın baskıları seçimimizi sorgulamamıza neden olacaktır.

Esas sıkıntı aslında “taraf” olmaktadır. 

Yabancı ülkelerde yaşayan minöritelerin kendi dil ve kültürlerini bilip koruyarak, baskın toplumun bir parçası olmayı başarmaları, baskın toplumun da bu yeni parçalarını tanıyıp kendi kültürlerine çeşitlilik katmaları yapılması gerekendir.

 

Dr. phil. R. Meltem Kavcar Sırmalı


Copyright 2007 © Onlineterapist.com - Tüm Hakları Gizlidir. Gizlilik ve Güvenlik    Tüketici Hakları    Tüketici Yasası
Designed By 2025 Arena